1980 sonrası, dünyada özelleştirme, ideolojik saplantıya dönüştü. Türkiye de özelleştirmeyi en hızlı ve en kapsamlı yapan ülkeler içindedir. Ne var ki özelleştirmeye hep ideolojik açıdan bakıldı ve hem kamu altyapısı zayıfladı, hem kamu hizmetleri aksadı, hem de devlet dışlandı. Devlet tekelleri özel tekellere dönüştü. Piyasada oligopol yapı oluştu.
Özelleştirme felsefesi, piyasanın yaptığı özel malların üretiminin piyasaya bırakılması, kamu altyapılarının ise devlette kalması şeklindeydi.
Kaynakların en verimli ve etkin kullanılması ve en yüksek büyüme sağlanması için devletle piyasa arasında optimum denge olmalıdır. Özelleştirme bu dengeyi bozdu. Söz gelimi, Et- Balık Kurumu’nun özelleştirilmesi ile, et fiyatları arttı. Stokçuluk arttı. Oysaki Et ve Balık Kurumu üreticinin malını normal fiyata alıyor ve üstüne yüksek kar koymadan satıyordu. Yani üretici de kazanıyordu, tüketici de ucuz et yiyordu.
Şimdi Halk altyapı hizmetlerini ve ürünleri daha pahalı alıyor.
Öte yandan, özelleştirmenin temel gerekçelerinden birisi, KİT’lerin ve kamu tekellerinin zarar etmesi olarak gösterildi. Oysaki bunların sosyal faydaları daha yüksekti. Piyasayı ve fiyatları düzenleyici etkileri vardı.
Kamu bankaları daha çok zarar ediyor. Ama özelleştirilmedi. Çünkü bugüne kadar tüm siyasi iktidarlar kamu bankalarını popülist amaçlı kullandı.
Özellikle, Ziraat Bankası, Halk Bankası, Vakıfbank, sık sık siyasal popülizmin aracı olarak kullanıldı. Bu kullanım, hem seçim dönemlerinde kredi genişlemesi ve borç yapılandırmalarıyla, hem de siyasi iktidarların desteklemek istediği toplumsal kesimlere esnaf, KOBİ, konut alıcısı, gibi kesimlere kaynak aktarımı aracı olarak kullanıldı.
2018’den itibaren 2023 yılına kadar döviz şoklarını dengelemek için kamu bankaları düşük faizle kredi vermeye zorlandı.
2023 seçimleri öncesi: Kamu bankaları konut kredilerini piyasanın çok altında faizlerle kullandırdı; bu da bankaların bilançolarını bozdu.
Öteden beri bazı medyanın satışında, kamu bankaları kredileri tartışılıyor.
Halen devletin elinde 10 banka var.
- Ziraat Bankası
- Ziraat Katılım Bankası
- Vakıfbank
- Vakıf Katılım Bankası
- Halk Bankası
- İller Bankası
- Türk Eximbank
- Türkiye Kalkınma Bankası
- Birleşik Fon Bankası
- Adabank’tır.
Kamu Bankalarından Ziraat Bankası’nın görevi, tarım sektörüne ucuz kredi vermektir. Düşük faiz farkından doğan zararı hazine karşılıyor. Tarım kredilerini özel bankalar da verebilir. O zaman faiz farkını yine hazine karşılar.
Esnaf Kredilerini de Halk Bankası yerine başka bir özel banka verebilir. Aradaki farkı yine hazine karşılar. Hatta devlet ihale açar, en düşük faizi veren banka ile sözleşme yapar.
Vakıfbank’ın Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait olan ve Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından idare edilen yüzde 58.5 oranındaki A ve B grubu hisseleri de hazineye devredildi.
Vakıfbank’ın kamusal bir görevi yoktur. Aslına bakarsak Türkiye de vakıfları kamunun ve özel kişilerin tasallutundan kurtarıp, yeni bir düzen getirmek gerekir. Vakıfbank’ın da adını değiştirmek gerekir.
Her şeyi özelleştiren siyasi iktidarlar kamu bankalarını neden elinde tutuyor?
Özet olarak, geçmişte ve bugün kamu bankaları hükümetlerin elinin altında kullandığı fonlar haline geldi. Bunun içindir ki Türkiye de kaynaklar çarçur edilmiş oluyor, bir türlü istikrarı sağlayamıyoruz.
Sonuç; İller Bankası ve Türk Eximbank, piyasa elinde aynı işlevleri göremez. Bu iki bankayı kamu elinde tutmak ve kalanını özelleştirmek gerekir.